Çalışma Saatleri: 09:00-18:00

İletişim Bilgileri

Alikahya Mh. Akyazı Sk. No: 1 İzmit/Kocaeli

YAZILAR

Ergenlerde Riskli Davranışlar

Ergenlerdeki riskli davranışları anlamak için, öncelikle ‘riskli davranış’ tanımını yapmak önemlidir. Riskli davranış; ‘Çocukların/ergenlerin iyilik hallerini tehdit eden ve sorumlu bir yetişkin olma potansiyellerini sınırlayan istemli davranışlardır.’ Ergenlik sürecinde gençlerde; okuldan kaçma, alkol-madde kullanma, evden kaçma, şiddet eğilimi gösterme, suç işleme ya da işleme eğilimi olma, kendine zarar verme, sokakta çalışma ve erken cinsel ilişkide bulunma gibi riskli davranışlar gözlenebilmektedir. Bu riskli davranışların oluşumuna etki eden faktörlere baktığımızda, ‘gencin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum (göç, fakirlik vb.), kültürel etkenler, olumsuz akran ilişkileri, aile içinde eşler arasında çatışma, istismar/ihmal, iletişimsizlik, aşırı otorite veya kuralsızlık, okulda dışlanma/damgalanma, dikkat eksikliği veya öğrenme güçlüğü’ gibi faktörler karşımıza çıkmaktadır. Richard Jessor’ın Problem Davranış Teorisi Modeline (1998) göre, riskli davranışın kökeninde ‘gencin aile yapısı, ailedeki ideoloji & değerler, ev ortamındaki ilişkisel iklim, akran çevresi, medyanın etkisi, ergenin kişilik sistemi (duygularını regüle etme becerisi, mizacı), algılanan çevre (aile desteği, akran desteği, aile-akran etkileşimi)’ gibi faktörler yatmaktadır. Riskli davranışların Türkiye’deki ergenler arasındaki yaygınlığına baktığımızda, ergenlerin %42’sinin fiziksel şiddet göstermekte ve %8’inin okul ortamında tabanca taşımakta olduğu bilgisine ulaşmaktayız. Lise öğrencileri arasında yaşam boyu her hangi bir madde kullanma oranı ise %14,3 olarak saptanmıştır. Üniversite öğrencilerinin yarıdan fazlasının 15-19 yaşları arasında ilk cinsel deneyimini yaşadığını ve 1/3’ünün kondom kullandığı bulunmuştur (Alikaşifoğlu ve ark., 2004). Kültegin Ögel ve arkadaşlarının (2007) İstanbul’daki 15–17 yaş aralığındaki ergenlerle yaptığı çalışmada, yaklaşık %40’ının her hangi bir riskli davranış sergilediği tespit edilmiş; her grupta erkeklerin kızlara kıyasla daha fazla riskli davranış gösterdiği tespit edilmiştir. Yapılan çalışma, riskli davranışların sıklıkla birlikte görülmekte olup, tek başına riskli davranışın görülme olasılığının düşük olduğu gerçeğini de gözler önüne sermiştir. Bu durum, ergenlik sürecinde riskli davranışların tespit edilerek, ciddi tablolara dönüşmeden müdahale edebilmenin ve önleyici tedavi süreçlerinin hem okulu ve gencin akran çevresini hem de aileyi içine alan sistemik destek yöntemler olmasının önemini göstermektedir. Riskli davranışlar gösteren gençlerin aile yapılarına bakıldığında, ailelerin çok çocuklu, alt sosyoekonomik seviyedeki, istismar & ihmalin yaşandığı, genetik olarak anti-sosyal eğilimlerin olduğu, göç eden (gecekondu mahallesi, işsizlik vb.), ebeveynlerin yaşlarının küçük ve eğitim düzeylerinin düşük olduğu, şiddetin örneklendiği ve parçalanmış aileler olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, aile içinde ‘aşırı koruyucu, reddedici, tehditkâr/düşmanca ve/veya aşırı baskıcı/otoriter’ tutumlar gözlenmiştir.

Birçok ünlü tarafından da yaşandığı bilinen ve gençler arasında gözlenebilen, çoğunlukla utanç duyguları ile saklanan, en önemli riskli davranışlardan biri kendine zarar verme davranışıdır. Kafa vurmak, kendine vurmak, dudak ısırmak, tırnak yemek, saç yolmak, deriyi cimciklemek, kendini kesmek ve kendini yakmak gibi şekillerde gözlenebilir. İstismar vakalarında sıklıkla gözlenebilmektedir. Amaç, kendini cezalandırma, duyguları bastırmadaki ve başa çıkmadaki yetersizlik ile baş etme çabası, kendilik kontrolünü sağlama, intikam alma, yaşadıklarını/canlı olduklarını kendine gösterme ve sembolleştirmedir. Türkiye’de, kendini kesme davranışı 16–20 yaş döneminde, yurtdışında ise 13–19 yaş döneminde gözlenmeye başlamaktadır. Kendine zarar verme davranışı olan ergenlerin aile ve akrabalarında madde ve alkol kullanımı anlamlı ölçüde yüksektir. Diyaliktik Davranış Terapisi, kullanılan tedavi yöntemlerindendir. Temel olarak, kendine zarar verme davranışının ayrıntılı bir analizi yapılmakta, madde kullanımı söz konusu ise kendine zarar verme davranışı ile ilintisi gence gösterilmeye çalışılmakta, gence sağlıklı başa çıkma yolları öğretilmekte ve temelde yatan ruhsal sıkıntılar ele alınarak tedavi planlanmaktadır. Genel olarak, riskli davranışlar gösteren gençler ile çalışırken, genç ile empati kurmak, ‘ilgili, ön yargısız, saygı duyan, anlamaya çalışan, destekleyen tavır ve tutum içinde olmak’, aktif dinlemek ve görüşmenin sorgulamaya dönmemesi kritiktir. Terapist olarak sadece sorunlar ile ilgili konuşmaktan kaçınmalıyız. Motive edici ve umut veren görüşme olmasına dikkat edilmesi, seçenekler sunulması, sade, anlaşılır bir dil kullanılması ve açık, uygulanabilir, ortak hedefler konulması da önemlidir. Gencin olumlu yönleri vurgulanmalı, aile ve okul ile de görüşmeler yapılarak tedavi sürecine katılması sağlanmalıdır.